KESİCİ SİLAHLAR-1

Kesici silahlar genel olarak dört ana parçadan oluşmaktadır:

 

·         Kabza


Kesici silahın kullanımı sırasında elle tutulan ve namlu ağırlığını

dengeleyen parçasıdır.

·         Balçak


              Kabza ile gövde arasındaki bağlantıyı sağlayan parçadır. Kesici

silahlarda genelde kılıç ve palalarda görülmektedir. Kılıcı kullananın

elinden kaymasını önlemek ve eli saldırılardan korumak amacı ile imal

edilmiştir.

·         Kesici Gövde (Namlu)


              Kesici  silahın  kesme ve delme görevini yerine getiren ana parçadır.

Genelde dövme demir veya çelikten imal edilir. Üzerinde namluyu  hafifletmek

amacı ile kan olukları yer almaktadır. İslam kesici silahlarında ise kitabe ve

 tezyinatın işlendiği parçadır.

·         Kın


              Kesici silahı dış etkilerden korumak ve taşıma sırasında istenmeyen

zararlardan korunmak amacı ile imal edilen parçasıdır. Genelde ahşaptan

 yapılmış olup, üzeri deri, kumaş veya çeşitli metallerle kaplanır.

İslam Kesici Silahları  

              Askeri Müze İslam kesici silahları koleksiyonunun ağırlığını Türk, Memluk

ve İran kesici silahları oluşturmaktadır. Cinslerine göre ise kılıçlar, yatağanlar,

 palalar, hançerler, kamalar, cenbiyeler, balta ve teberler bu önemli

koleksiyonun en dikkate değer objelerini oluşturmaktadır.

Kılıç

 

             Askeri Müze koleksiyonları içinde İslam kesici silahlarının en önemli

objelerini kılıçlar teşkil eder. İslam kökenli kılıçlar, menşe’lerine göre şu ana

 başlıklar altında toplanır.

Memluk Kılıçları 

            Koleksiyonlarımızda çok sayıda Memluk kılıcı vardır. Bu kılıçlar Yavuz Sultan

Selim'in Mısır Seferi (1516-1517) sırasında Memluklardan ele geçirdiği kılıçlar olup,

 en eski İslam kökenli silahları oluşturmaktadır. Bu kılıçların büyük bir bölümü kitabeli

olup 14-16. yüzyıllara aittir.  Askeri Müze koleksiyonları içinde yer alan Memluk kılıçları

 şekilleri itibarıyla üç ayrı formda toplanmaktadır

 

·         Birinci formdaki kılıçların

namluları düz, enli ve iki ağızlı

olup dövme demirden yapılmışlardır.

 Bunların üzerinde genelde ait

olduğu kişinin adını ve tarihi belirten

 kitabe mevcuttur. Bu tip kılıçlar Memluk

 kılıçları içinde en eski tarihli olanlarıdır.

·         İkinci formdaki kılıçlar ise tek ağızlı

hafif eğri ve uç kısımları kılağı bir formdadır.

 Bu kılıçlar 16. yüzyıla ait olup bir kısmında

yapımcı ustasının adı ve ait olduğu kişiyi

belirten kitabeler vardır. 

 ·      Üçüncü tip kılıçlar ise meç şeklinde

 olup ince, uzun, sivri ve iki ağızlıdır. Bunların

 kabzaları da tamamen demirden yapılmıştır.

 

İran Kılıçları

 

 

    

       İran kılıçları form olarak eğri,

 uca doğru incelen ve sivrilen bir

formdadır. Bu kılıçlar formlarındaki

özellikten dolayı Şimşir Kılıç adını

almaktadır. Kabza kaplamaları kemik,

boynuz veya fildişinden yapılmıştır.

Düz bir formda olan kabzaların kabza

 başları ise içe doğru kıvrık ve üzeri

 İran süsleme sanatının nefis örnekleri

ile bezemeli ve madeni bir yüzükle

 kaplıdır. Balçakları haç formlu ve kısa

 küt kolludur. Balçak üzerinde son

derece usta işçilikte yapılmış altın

veya gümüş tel kakma süslemeler

veya kitabeler yer almaktadır. Balçaklar

 kabza kaplamasına kakılı olup üzeri

tel sargı ile kabzaya raptedilmiştir.

 Türk Kılıçları

 

   

 

         Türk kılıçları içinde gerek usta işçilik, gerek zengin tezyinat

bakımından en mükemmel

örnekler 15. yüzyılın ikinci yarısı ile 16. yüzyıl arasına tarihlediğimiz

 kılıçlarda görülmektedir.

 İnce ve zarif kabzalarında kemik, fildişi, demir, çeşitli hayvan

kabukları ve sürüngen derileri kullanılmıştır. Balçaklar ise demir

 olup, genelde dört kollu haç formundadır. Balçak üzerleri altın ve

gümüş tel kakma bitkisel motiflerle bezenmiştir. Namluları hafif

eğri, tek ağızlı ve uç kısmı kılağıdır. Türk maden süsleme ustaları

bitkisel ve geometrik motifleri namlu üzerinde çoğu kez birlikte

kullanmış, ayrıca namluyu boydan boya küfi ve sülüs yazı çeşitleri

ile Kur’andan ayetler ve hadisler ile kitabelendirmişlerdir. 

        19 ve 20. yüzyıl kılıçlarını ise Subay Kılıçları oluşturmaktadır.

Bunlar form ve tip olarak birbirlerine son derece benzemekte olup,

sınıf ve rütbe farklılıklarına göre birbirinden küçük değişikliklerle

ayrılmaktadır.

Kafkas Kılıçları

 

Yurdumuzda Çerkez Kılıcı olarak da isimlendirilen Kafkas kılıçları namlu

kalitesi ve üzerindeki tezyinat zenginliği bakımından İran kılıçları ile

kıyaslanamaz ise de İran kılıç tipinden daha ağır ve masif bir görüntü vermektedir.

 Namlu üzerinde, sayıları 1-3 arasında değişen kalınlı inceli kan olukları kılıcın

 ağırlığını azaltmaktadır. Namluların bir kısmı tamamıyla bölgenin özelliğini

 taşımaktadır; bir kısmı ise İran’da, Anadolu’da ve eski tarihlerde Avrupa’da yapılmış

kılıç namlularıdır. Kabza başı iki bölümlü ve kulaklıdır. Kabza kaplaması genelde

gümüşten olup, üzeri Kafkas bölgesinin özelliklerini taşıyan üslup ve süslemelerde

bitkisel motifler (yonca, filiz, rozet v.b.), koç boynuzu motifi, eski boy sembolleri, helezoni

geometrik motifler kullanılmıştır. Gümüş olan tüm bölümler üzerindeki kompozisyonlar

simetrik olarak işlenmiş olup, süslemeler savat, kabartma ve kazıma teknikleri kullanılarak

 yapılmışlardır.

 

Diğer Kılıçlar

 

   

Pala

18. yüzyıldan itibaren kılıçlarda yeni bir form ortaya çıkmıştır. Pala adını

verdiğimiz bu yeni tip kılıç formunun belirgin özelliği, namlunun kısa,

 enli ve uca doğru genişleyerek sonuçlanmasıdır. Kabza kaplaması

kemik ve boynuzdan yapılmış olup, kabza başı iridir. Balçak uzun

ve dik kollu, kolların uç kısmı topuz formlu olarak sonuçlanmaktadır.

Namlusunun her iki yüzünde de enli birer kan oluğu vardır. Sadeliğin

 hakim olduğu süslemede kısa kitabeler ile Mühr-ü Süleyman motifi

 sıkça kullanılmaktadır. Dejenere bitkisel motifler ile rumi ve palmetlere

de sık rastlanmaktadır.

Yatağan

16. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı ordusunda genellikle piyade

sınıfı olarak bilinen Yeniçeriler ile denizci askerler olan Leventler

tarafından yaygın olarak kullanılan bir kesici silahtır. Osmanlı toprakları

 içinde yer alan Balkan ülkelerinde de 18. yüzyıldan itibaren kullanılmış

 ve hatta Sırplar arasında 19. yüzyılda ulusal bir nitelik haline gelmiştir.

Yatağanlar genelde kın içinde ve beldeki silahlıkta taşınırdı. Uzun

olanlarına Osmanlılar Zeybek Bıçağı adını verirlerdi. Yatağanlar çok ince

ve keskin olarak iyi çelikten yapılırdı. Üzerleri altın ve gümüş işlemeli olup,

 içbükey formlu ve tek ağızlı bir tür kılıçtı.

Askeri Müze koleksiyonları içinde işçilik ve ustalık bakımından en gösterişli

silahları yatağanlar teşkil etmektedir. Genelde 18 ve 19. yüzyıla ait olan

 bu yatağanlar üzerinde görülen süsleme ve kitabeler, kakma, savat,

 kabartma, oyma, kazıma ve sıvama teknikleri kullanılarak yapılmıştır.

Her birinde çok ince kuyumculuk yapılmıştır. Süslemelerde Kur’an’dan

ayetler, Türkçe güzel beyitler, Eshab-ı Kehf’in isimleri, rumiler, palmetler,

şemseler, salbek ve bitkisel bezemeler ile Mührü Süleyman, çeşitli arma

 ve tılsımlar ile sihir sembolleri kullanılmıştır. Yatağanlar, üzerindeki Türk zevk

ve sanatına dayanan süslemeler Osmanlı orduları ile asırlar boyunca Türk

ülke sınırları dışına taşmış ve Türk maden işleme sanatının tekniği ve

deseni kolayca Balkan ve Avrupa ülkelerine yayılmıştır.

Yorum Yaz